EVRİM TEORİSİNİ
ÇÜRÜTEN...

KİTAPLAR
MAKALELER
FİLMLER
SİTELER...

... SERİSİ


Harun Yahya'nın Dünya Çapında Olay Yaratan "Yaratılış Atlası" İsimli Eserini Buradan Okuyabilirsiniz.



Bu site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
Harun Yahya'nın çeşitli konularda yazılmış 200'ü aşkın eserinin tam metinleriyle yeraldığı internet sitesine www.harunyahya.org adresinden ulaşabilirsiniz.


DİĞER SİTELER
YAZAR HAKKINDA

 

 

© 2008 Harun Yahya.
www.evrim-teorisiorganetcevap.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.

Tiktaalik Rosea Darwinistlerin Yeni Bir Kayıp Halka Oyunudur

Yıllar boyunca Coelacanth'ı sudan karaya geçiş canlısı olarak tanıtmaya çalışan Darwinistler, Coelacanth'ın günümüz denizlerinde hala yaşamakta olan bir dip balığı olduğunun anlaşılmasıyla, büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Bu örnek, Darwinistlerin, fosiller üzerinde ne kadar büyük çaplı spekülasyon oluşturabileceklerini gözler önüne sermektedir.
Nitekim 2004 yılında bulunan ve yaşı yaklaşık olarak 385 milyon yıl olarak hesaplanan Tiktaalik roseae fosili de söz konusu evrimci spekülasyonlara maruz kalmıştır. Fosilin sahip olduğu "mozaik" özellikler Darwinistler tarafından hayali evrimin bir ara geçiş formu olarak lanse edilmeye çalışılmaktadır.

Oysa sudan karaya geçiş iddiasındaki kara hayvanları ile balıklar arasında bulunan fizyolojik uçurumlar bir yana, söz konusu fosilin yapısal özellikleri de Darwinist iddiaları tümüyle yalanlamaktadır.

Tiktaalik roseae'nin fosilleri iyi korunmuş üç örneğe dayanmaktadır. Boyu yaklaşık 3 metreyi bulan canlı, bazı mozaik özellikler sergilemektedir. (Mozaik canlılar, farklı canlı gruplarına ait özellikleri barındıran canlılardır.) Söz konusu canlı, bir balıkta olduğu gibi yüzgeç ve pullara sahiptir. Yassı yapıdaki kafatası, hareketli boynu ve nispeten güçlü yapıdaki kaburga yapısı ise kara canlılarında görülen özelliklerdir. İsmi yerel Inuktikuk dilinde "iri, sığ-su balığı" anlamına gelen canlının göğüs yüzgeçlerinde kemikler de vardır. Söz konusu farklı yapılar evrimci spekülasyon malzemelerini artırmakta ve canlı fosili üzerinde yapılan detaylı araştırmaları görmezden gelen bazı Darwinistlerin bunu ara form olarak sunmalarına neden olmaktadır.

Halbuki mozaik canlılar, evrim teorisinin gerektirdiği ara formlar olmaktan tamamen uzaktırlar. Örneğin günümüzde Avustralya'da yaşayan Platypus, memeli, sürüngen ve kuş özelliklerini aynı anda üzerinde taşıyan bir mozaik canlıdır ve evrim teorisi için hiçbir yönden delil olarak gösterilemez. Evrimcilerin, iddialarını desteklemek için bulmaları gereken canlılar "ara formlardır", mozaik canlılar değildir. Ara formlar, eksik, yarım, işlevini tam göremeyen organlara sahip olan canlılar olmalıdır. Oysa mozaik canlıların sahip oldukları organların her biri eksiksiz ve kusursuzdur. Yarı gelişmiş organları yoktur, başka canlılardan evrimleşmiş olabileceklerine kanıt gösterilebilecek fosil serilerinden yoksundurlar.

Nitekim söz konusu Tiktaalik roseae fosilinin de sahip olduğu tüm özellikler ve yapılar tümüyle işlev görebilen tam ve kompleks yapılardır. Canlının evrim geçirmekte olan, yarı gelişmiş bir organı veya sudan karaya hayali geçiş aşamasında bulunması gereken yarı-kol yarı-yüzgeç gibi hayal ürünü donanımları bulunmamaktadır. Bu canlı, yaklaşık 385 milyon yıl önce yaşamış bir mozaik canlıdır ve evrimi tümüyle reddeden son derece kompleks özelliklere sahiptir.

Evrim teorisi rastlantısal mutasyonlara dayanan, yani tesadüfe dayalı bir sürecin yaşandığını varsaymaktadır. Bu iddiaya göre yeryüzünü dolduran milyonlarca canlı türü, sayısız rastlantısal mutasyonun isabet ettiği ve bu mutasyonlar sonucunda sakat kalmış, anormal yapılar geliştirmiş çok sayıda ara-form canlısından evrimleşmiş olmalıdır ve bunların fosillerinin bulunması gerekmektedir. Bir diğer deyişle fosil kayıtları, ucube olarak tabir edilebilecek canlıların kalıntılarıyla dolup taşıyor olmalıdır. Ancak bunun böyle olmadığı bilinmektedir. Türler, belirleyici özellikleri tam gelişmiş olarak ve aniden ortaya çıkmakta, bunlar arasında ucube yaratıkların oluşturduğu hiçbir seri bulunmamaktadır. Oxford Üniversitesi Zoolojik Kolleksiyonlar Yöneticisi Tom Kemp, Fossils and Evolution (Fosiller ve Evrim) isimli 1999 basımı kitabında bu durumu şöyle kabul eder:

Yeni canlı kategorileri hemen hemen tüm durumlarda fosil tabakalarında belirleyici karakteristikleri zaten mevcut olarak ve bilinen atasal grupları olmaksızın çıkar. (TS Kemp [Curator of Zoological Collections], Fossils and Evolution, Oxford University, Oxford Uni Press, s.246, 1999 )

Tiktaalik roseae'nın yerleştirildiği evrim serileri sadece ön yargıya dayalıdır

Bazı gazetelerde son fosilin Acanthostega ve Eusthenopteron fosilleri arasında bir ara geçiş formu gibi yerleştirildiği görülmektedir. Evrimciler bununla, sanki fosil kayıtları evrimsel geçişleri destekliyormuş da bunun delilleri gün geçtikçe daha da güçleniyormuş gibi bir izlenim uyandırmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu seriler, sözkonusu canlıların birbirlerinden evrimleştiği iddiasına kanıt oluşturmamaktadır. Örneğin bir dizi tornavidanın ebat açısından dizilmesi bu tornavidaların birbirlerinden türediklerini göstermez.

Gerçekte Eusthenopteron'dan Tiktaalik roseae'ye veya Tiktaalik roseae'den Acanthostega'ya uzanan hiçbir evrimsel soy bilinmemektedir. Bu canlılar milyonlarca yıllık zaman ve derin farklılıklara dayalı morfolojik uçurumlarla birbirlerinden ayrılmaktadır. Evrimciler Tiktaalik roseae'yi yerleştirdikleri serilerle sadece kendi önyargılarını ortaya koymaktadırlar. Ünlü bilim dergisi Nature'ın editörü ve aynı zamanda bir paleontolog olan Henry Gee, "kayıp halka"ların ve evrimsel serilerin önyargılara göre kurgulandığını şu sözlerle itiraf eder: 

Yeni fosil bulguları, bu önceden var olan hikayeye uydurulur. Sanki atalar-nesiller zinciri, bizim gerçekten düşünmemiz gereken bir amaçmış gibi biz bu yeni bulgulara 'kayıp halkalar' deriz; aslında gerçek farklıdır: bunlar insan önyargılarıyla uyumlu olmaları için şekillendirilen, gerçeğin ardından oluşturulan, tamamen insan icadı olan şeylerdir. Her fosil, bir başka fosille bilinebilir hiçbir bağı olmayan izole bir noktayı temsil eder ve bunların tümü büyük bir boşluk denizinde yüzüp durmaktadır. (Henry Gee, In Search Of Deep Time, Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life, s. 32)

Sonuç

Darwinist propagandanın herhangi bir sınırı yoktur. Darwinistler, evrim teorisini bir inanç olarak benimsediklerinden, bilime aykırı gelse de, olmayacak şeyleri kendi iddialarına delil olarak göstermekten çekinmezler. Onlar, fosillerin evrimi desteklediği izlenimini oluşturmaya çalışmaktadırlar. Ama beklediklerinin aksine, fosil kayıtları böyle bir sonuç vermemektedir. Ara formlar yoktur. Ara formların bulunmaması, evrimin tek delil beklentisini alt üst etmiştir. Ara form yokluğu, Darwinizm'i kesin olarak geçersiz hale getirmektedir.

Oklahoma Üniversitesi Jeoloji ve Jeofizik Bölümü'nden David B. Kitts bu gerçeği şu sözlerle itiraf eder:

"Evrim türler arasında ara geçiş formları gerektirir ancak paleontoloji bunları sağlamamıştır." (David B. Kitts (School of Geology and Geophysics, University of Oklahoma), "Paleontology and Evolutionary Theory," Evolution, Vol. 28, September 1974, sf. 467)

Paleontolojinin bunu sağlaması imkansızdır. Çünkü türler evrimleşmemiş, yaratılmışlardır. Fosil kayıtları yalnızca bu gerçeği göstermektedir. Dolayısıyla evrimcilerin propagandaları geçersiz ve sonuçsuzdur. Sonuçsuz kalmaya devam edecektir.